İlknur Menlik

488

D’She Style tavsiye eder🔝

D’She Kadını Sevgili İlknur Menlik’e sorduk;

Devlet kurumları ve markalar arasında hizmet verirken, oldukça stresli ve yoğun olan iş temponuzu nasıl yönetiyorsunuz?

Mümkün olduğunca spor yaparak ve dengeli beslenerek.. Zira bir yandan seyahat bir yandan iş ajandasındaki yoğunluk, genellikle bu iki önemli başlığı arka plana atmamıza neden oluyor.

Özellikle de spor bence. Aynen işimizin bir parçasıymış gibi düşünüp yapılması gerekenler listesinde ilk sıralara koymak şart. Aksi takdirde ipin ucu kaçıyor maalesef.
Tabii çok paydaşlı bir iş yapınca aslında “işin özü”nü ekip çalışmasına gerçekten inanmak ve hakkını vererek yapmak oluşturuyor. O açıdan aslında hayatımızdaki birçok tercihimizde olduğu gibi iş seçimlerimizi de karakterlerimizin çok etkilediğine inanıyorum.
Mesela ben yalnız yemek yemeyi bile sevmem. O yüzden katılımcılığın yüksek olduğu, bir ucunda sivil toplum anlayışının öbür ucunda kamu diplomasisinin olduğu çok bacaklı bir iş  mizacıma da oldukça uygun. Gerisi kendiliğinden geliyor zaten..
Dünyada gıda sektöründe sağlık bilinci her geçen gün gelişiyor ve yeni bilgiler doğrultusunda düzenlemeler yapılıyor. Sizce Türkiye bu değişimin ve düzenlemelerin ne kadarını yakalayabiliyor?
Bence bir çoğunu yakalıyor. Hatta daha da ötesinde işler yaptığını söylemek mümkün Türk şirketlerinin. Herhangi bir markete girip göz atan herkes görür bunu binlerce çeşit ürün. Yok yok neredeyse. Probiyotik gıda diyorsunuz mesela bakın üretilen gıdalara, dünyayla boy ölçüşebilecek çeşit ve kalitede ürün var raflarda. Şirketlerin de dünyada olup bitenleri eskiye göre çok daha hızlı takip ettiğini atlamamak lazım. Eğitimli genç nüfüs istihdama katıldıkça şirketlerin vizyonları da üretim kaliteleri de sürekli artıyor.
Markalara dünya gündemini takip etmek, yeniliklere uyum sağlamak ve sağlık standartlarını yerine getirmek gibi süreçlerle ilgili neler tavsiye edersiniz?
Şayet gıda işindeyseniz nüfusun hastalık yükünü mutlaka takip etmek durumdasınız. Şayet şirketler buraya bakıp buna göre ürün portföyü geliştirmezlerse ya kamu düzenlemeleri ile buna mecbur kalıyorlar ya da oyundan düşüyorlar. Mesela Obezite. Öyle ya da böyle çağımızın önemli bir sorunu. Kamu ne yaptı, okul kantinlerine sınırlama getirdi. Kantinde satılacak gıdaların yağ- tuz- şeker oranlarına limit koydu. Buna hazırlık yapan firmalar rekabette br adım öne geçti. Ürün gamını buna göre organize etmeyenler se oyun dışında kaldı. Benzer sorun diyabetle de ilgili.
Neticede tüketici sürekli olarak “daha iyi”, “daha sağlıklı”, “daha lezzetli”, “daha ucuz” ürün istiyor. Zor bir yarış neticede. Gıda şirketlerinin de bu yarışta var olabilmeleri hem yasa koyucunun kriterlerini yerine getirebilmelerine hem de tüketici beklentilerini karşılayabilmelerine bağlı diye düşünüyorum.
Daha iyi bir yaşam stiline sahip olmak için D’She Style’da kalın.