Ana Menü

Fem Güçlütürk

Shares
Dikkatlice Oku

D’She Style söyleşi🔝

D’She Kadını Sevgili Fem Güçlütürk’e sorduk;

Profesyonel kariyer hayatınızı bırakarak size ve bir anlamda ruhunuza iyi gelen bitkiler ile çalışmak, onları yetiştirmek, yaşatmak ve bitki sevenlerle buluşturmak adına gerçekleştirdiğiniz değişimden bahseder misiniz?

Kariyer denen hedefin tek bir doğrudan oluşmadığını, ortak bir yaşam sürdüğümüz diğer canlılardan daha kıymetli olmadığımızı, profesyonel hayatın bir noktada sistemin içinde bir fare kapanı olduğunu öğreniyorum. Her insanın dünyadaki kendine seçtiği yaşamın, iyi veya kötü değil, kendine has ve özgü olduğunu fark ediyorum hala. Bu fark ediş esnasında da içine doğduğum tüketim toplumuna bir ürün daha satmak, pazarlamak, kaynakları tükettirmek istemediğimi fark ederek Labofem’e geçiş yaptım. En azından var olmak için insanlara satmak istediğim ürünü kendim seçmek, vermek istediğim bilginin hayatımızı borçlu olduğumuz, geleceğimizin garantisi, ortak alan komşularımız olan bitkileri tanımak, onlara iyi bakabilmek ve paylaşmayı öğrenmek olacağını anlatmak istedim.  Canlılar hiyerarşisinde en üstte olduğumuz tek konu ekolojiye verdiğimiz zarar. Bu zararı en aza indirmeye çalışmak, bir başka canlının dilini ve ihtiyaçlarını öğrenerek bir parçası olduğumuz büyük ekosistemin içinde doğru hareket etmek için elimden geleni yapmak istedim.

İş hayatınızda inandığınız ve uyguladığınız prensipleriniz, doğrularınız neler?

İş hayatındaki prensipleri aslında özel hayatımdakilerden pek ayrı tutmuyorum. Tek bir doğru olmadığını, karşımdaki canlının da bakış açısını anlamayı, onaylamasam bile saygı göstermeyi deniyorum. Çalışkanlık, doğruluk, açık sözlülük, dinleyebilmek, dinletebilmek, az bilgi ile çok ukalalık değil de bilginin köküne inerek sebeplerini anlamak, yaratıcı olmak, geliştirmek ve tabii cesur olmak, başkası için değil kendi doğruların ve prensiplerinle seçimlerini yapmak, sonuçlarına da katlanma sorumluluğunu almak doğrularım… İstemediğin bir şeyi başkaları için yapmaya gerek olmadığını, sorgulamayı, cevap ve önerileri kendi bağlamında değerlendirmeyi, hiç bir konu ve durum için tek bir standart “hap” çare, yanıt olmadığını bilmeyi seçiyorum.

Kalbinin sesini dinlemek ve sevdiği işi yapmak isteyen ancak bunun için doğru zaman, cesaret ve koşulları yaratamayan D’She Kadınlarına tavsiyeleriniz nelerdir?

Kadınlar oldukça güçlü aslında.  Doğurganlık, altıncı hislerine güvenme, yaratıcılık, zarafet, çetrefilli düşünebilmek kadınlarda gelişmiş özellikler. Kadın karşısındakini daha iyi okur, hisseder, kavrar, kapsar, yetiştirir, öğretir. Yuvayı kurar, aşını yapar.  Bana biraz daha bilge gelir kadın hep. Ama erkek ağırlıklı iş dünyasında bu özellikleri sindirmek, gizlemek, erkeksileşmek zorunda. Hayatta kalmak için mecbur. Kötü bir hibrid canlıya dönüyor o zaman. Ne kadına özgü özel beceriler kalıyor, ne erkeğe ait düz bakış. Kötü bir karışım. O zaman da güç savaşlarında yaşanan duygu iniş çıkışları, hormonların da etkisi ile dayanılmaz tahribatlar yaratıyor. Hem bedensel, hem ruhsal.

Beni takip edenlerden gelen birçok olumlu yorum çoğunlukla “hayalimi yaşıyorsunuz” oluyor. Hadi yap dediğinde ise şartların imkânsızlığı konuyor ortaya! Oysa hiç bir zaman tüm şartlar bir arada olmayacak. Biri eş, biri iş, biri çocuk, biri aile yüzünden diyor.  Hepsi geçerli sebepler ama cesaretle başka bir yol seçmek için engel değil. Baş koymak dediğimiz hal, uğruna yanmak denilen aşk ile bir yol seçilecekse hiç bir engel konu olamaz. Ama genellikle tersinden bakılıyor olaya.

Ne yapsam mutlu olurum diye olanlar arasından seçmeye çalışmak, son günlerde ne var moda olan? Çiçekçi açmak, cafe açmak, bir sahil kasabasına yerleşip ufak bir pansiyon açmak diye hayal kurmak pek işe yaramıyor. Bu şekilde içten dışa değil de dışarıda olanları kendi üstüne uyarlama gayreti ile tersinden gidince hüsran da garanti oluyor. Önce uğruna yanacağın konu seni bir bulsun ya da biliyorsan onu bir yokla bakalım gerçekten o mu?! İnsanın kendi mutlu olmadan başkasını mutlu etmesi mümkün değil. Mutluluk da daimi değil, bir gün olursun, bir gün olmazsın. Önemli olan bence bulunduğun ortamda huzurla ve tam anlamıyla ruhsal olarak da bedenen de bulunman, yaptığın işte gururla, doğrulukla, arkasında duracak, önce kendini sonra başkasını besleyecek, geliştirecek, hayata faydalı bir takım doneler bulabilmek.

Hayat felsefeniz nedir? Hayatın size kendinizi mutlu hissettiren ayrıntıları nelerdir?

Hepimizin bir gün, hatta dünya tarihine kıyasla çok kısacık bir hayat sürerek birazdan öleceğimizi kendime hatırlatıyorum. Eften püften bir sorunu devleştirmek yerine sağlıkla uyanılan her sabahın yeninden doğmak olduğunu tekrar ediyorum. Şehirle bir derdim yok, kaçmadım ama şehirdeyken kaçırdıklarımı fark ettim. Kırsaldaki düzen telefon aplikasyonundan hava ve trafik durumu izlemek yerine açan çiçeklerden mevsimi anlamak, alçak uçan kırlangıçlardan yağmuru beklemek gibi aslında genlerimizde milyon yıldır olan ama bağımızın koptuğu var olma haline geri dönmek demek. Ben baktığım her ağaçta, her taşta, her böcekte bir parçası olduğum bu inanılmaz güzel dünyada kısa bir süre de olsa bulunabildiğim, bu kısa süreyi de kendime göre güzel yaşayabildiğim için şükran duyuyorum. Öğrenebilmek, öğrendiklerimi gerçekten isteyenlerle paylaşabilmek,  hayranlık duyduğum dünyayı gezebilmek ve bir parçası olmak beni mutlu ediyor.

Processed with VSCO with u3 preset

Herkesin kendini mecbur hissettiği metropol hayatından, iş yaşamından vazgeçmek ve yepyeni bir hayat kurmak büyük bir olgunluk ve erdem. Bunu nasıl başardınız?

Sanırım fark etmeden diğer sorularda cevap vermişim. Kısa bir ek yapayım.

İnsan kendi bulunduğu, kurduğu ortamın dışında başka bir hayat mümkün değilmiş gibi hissediyor, sistem ona bunu dayatıyor. Oysa insanın gönlü neredeyse hayatı da orada gerçek oluyor. Hiç bir şeye mecbur değiliz. Kendine güvenen, yaptığı işi gönülden yapan, çalışkan insanlara her yerde iş var. Vazgeçmek değil de uyanmak diyebiliriz duruma! Bana dayatılanların beni sistemin içinde tutmak ve ihtiyacım olmayan onlarca şeyi daha çok tüketmek için planlı bir boyunduruk olduğuna uyanmak!!!

Bitkiler ve hayvanlar, insanlara emanet edilmiş birer armağan. Oysa kimi zaman insanlar merhametsiz olabiliyor, bencilce davranabiliyor. Doğayı sevmek, korumak, yaşatmak ve dolayısıyla iyi bir kalbe sahip olmak adına neler söylersiniz?

Bence bitkiler ve hayvanlar insanlara emanet falan değil, sadece insanın kendi yerini bilmesi, hayvanlar ve bitkiler olmadan yaşamayacağını, onların ise insansız gayet güzel yüz bin yıllarca yaşayabileceklerini idrak etmesi gerek. Bindiğimiz dalı kesiyor ve kendi sularımızı, kendi besinimizi kirletiyoruz. Yemek için değil zevk için avlanıyoruz. Para uğruna genetikleriyle oynayıp tüm sistemi alt üst ediyoruz.

Eskiden herkes gibi sineklere, örümceklere böcek ilacı sıkmanın insanı rahatsız ettikleri için en doğal hakkımız olduğunu düşünen ben, şu anda evden çıkan avucum kadar akrebi bile bahçenin bir köşesine incitmeden bırakıyorum. Sebzeleri yiyen tırtıllara da bir miktar bırakıyorum, onlar ölürse biz de ölürüz çünkü. Birbirimize olan hayat ipliğinin ciddiyetini tüm eko sisteme büyük ölçekte bakarak hazmedebilirsek iyi olur.  Biz de ölünce aynı dev sistemin geri dönüşümüne girecek, gübre olarak tekrar tüm sistemi besleyeceğiz. Sineksekiz yayınlarının çıkardığı onlarca harika kitaptan biri olan, Ernest Callenbach’ın yazıp Egemen Özkan’ın tercüme ettiği Ekoloji cep rehberini okumak birçok insandan bir uyanış, bir farkındalık yaratacak. Şiddetle tavsiye ederim.

İşinizin dışındaki zamanlarda motivasyonunuzu nasıl sağlıyorsunuz? Gitmekten keyif aldığınız yerler, mekânlar hangileri?

İşim yaşamak zaten. Kırsalda olunca insanın dışarıdan yardım alabileceği konuları sınırlı, çünkü herkes kendi bahçesini, kendi evini ancak idare ediyor. Sabah 05.00 gibi kalkıp aynen bitkiler gibi güneş batınca uyuyan fotosentezle yaşayan bir insanım. Hep böyle idim. Günlük işler, bostan, sera, Youtube’a çekim, yemek, temizlik filan derken kalan az buz vakitte bolca okuma yapıyor, kendime notlar alıyor ve yine bitki ile ilgili mekânları, insanları ziyaret ediyorum. Motivasyonu dışarıdan beklemiyorum, kendi dinamomla yaratıyorum. Dış mihraklara bağlı değilim! Ama Youtube paylaşımlarıma verdiğim bilgilerden faydalandıklarını söyleyen yorumlar gelince seviniyorum. Daha da manalanıyor koşuşturmam.

İnsanların bitkilerle arası nasıl sizce? Bir apartman dairesinin küçük bir balkonunda yemyeşil ve canlı bitkilerden oluşan huzur dolu bir bahçe yaratmak mümkün mü? Tavsiyeleriniz nelerdir?

Bitki yetiştirmek isterse insan, bir su dolu kavanozda bile yetiştirir. Yeter ki niyet etsin. Gerisi gelir! Bunca bilgiye bir “tık “la ulaşılan bu dijital çağda insanlar tuhaf bir şekilde daha da az araştırır oldular sanki. Her şey hap olsun ağzıma düşsün istiyorlar. Youtube’da anlatıyorum, izledim diyenler dahi öyle bir soru soruyorlar ki bazen, ya ben anlatamamışım, ya onlar dinlememişler. Şaşırıyor insan. İnstagram’a yer imlemi koymuşum, yeriniz nerede diye soruyorlar. Yani o kadar da tembellik biraz sinir bozuyor! Biraz da bizim kültüre has. Araştırmanın fazla meraklılık diye kabul edilip eğitim sisteminin ezbere dayandığı bir toplumuz.

Dükkân varken ki adresi biraz karışıktı, Japon’u, İsveçlisi, Almanı, hatta Hintlisi bile eliyle koymuş gibi bulurdu. İnternette adres, tarif, kroki olmasına rağmen Türk misafirler on kere arayıp tarif alıp hatta yolun köşesinden alınmayı isterdi. Bu denli hazırlop bir toplum yani. Sen yaparsın, beriki aynısını kopya eder yanına aynı dükkânı açar. Geliştireyim, ben de başka bir şey yapayım yok. Sonra oturduğu yerden “hayalimi yaşıyorsunuz”. Ben de “He he tabii, işim gücüm yok, sizin hayalinizi yaşayacağım”. Bu benim hayalim, herkes kendi hayalini inşa etsin ve yaşasın diyorum şakayla karışık ama biraz da gerçek bir isyanla!

Daha iyi bir yaşam stiline sahip olmak için D’She Style’da kalın.

Yukarı