En Güçlü Kadınlara Dair 11 Yaşam Öyküsü

153

D’She Style yaşam tarzı🔝

Tarihteki pek çok kadının güçlü duruşlarıyla, başarılarıyla, hassas kalpleriyle ya da yaşadıkları aşklarla yön verdikleri hayat hikayeleri sinemaya taşınmış, diğer tüm kadınlara ilham kaynağı olmuştur.

İşte o kadınların unutulmaz yaşamlarını konu alan filmlerin içinden sizin için seçtiğimiz 10 biyografi;


Coco Chanel’den Önce
(Coco avant Chanel)

Gerçek adı Gabriella Chanel olan Coco Chanel ‘in Paris’e taşınmadan ve ünlü olmadan önceki yaşamından kesitleri sergileniyor.

Coco Chanel, içinde bulunduğu gösterişli yaşama ayak uydurmadı, bu yaşam içinde kendi kurallarını koydu ve bir fenomen oldu. filmde, Chanel’in yetimhanede başlayan çocukluğundan, sosyetenin içine girip dünya modasına hükmeden isim oluşuna kadarki gençlik yılları anlatılıyor. Bu zaman içerisinde Chanel’in hayatına giren iki önemli erkek: Etienne Balsan ve Boy Capel’i de Benoit Poelvoorde ve Alessandro Nivola canlandırıyor.

Marilyn ile Bir Hafta (My Week With Marilyn)

1956 yılının yazında, 23 yaşında genç bir delikanlı olan Colin Clark (Eddie Redmayne), Oxford’da okuduğu bölümü terk ederek, sinema sektörüne girer ve kendisini o sırada çekimlerine başlanan ‘The Prince and the Showgirl adlı filmin setinde, en alt kademedeki asistanlardan biri olarak bulur. 

Sir Laurence Olivier, efsanevi yıldız Marilyn Monroe (Michelle Williams)ve o dönem yeni evlendiği kocası, İngiliz tiyatro oyun yazarı Aurthur Miller’ı merkezine alan film, asistan Colin’in gözünden Monroe’nun İngiltere’de geçen bir haftasını anlatıyor. Miller İngiltere’den bir süre ayrılmak zorunda kaldığında genç asistana da, Hollywood’a dönmeden önce güzel aktristi İngiliz sosyetesi ile tanıştırmak, gezdirmek ve eğlendirmek görevi düşüyor.Colin Clark’ın günlüklerinden uyarlanan filmde iki genç insan arasında yaşanan karşı konulmaz çekim bir kez daha beyazperdeye taşınıyor.


Kraliçe (The Queen)

The Queen, son zamanların en şok edici olayının sır perdesini aralıyor. Güçlü kraliyet duvarlarının bir trajedi ile sarsılması sonucunda yaşananları, aydınlatıcı, derinden etkileyici ve dramatik bir dille anlatıyor.

Gerçek olaylardan yola çıkılarak çekilen filmde, Prenses Diana’nın 1997 Ağustos’unda ani ölümüyle ne yapacağını şaşıran Kraliyet Ailesi ve İngiliz hükümetinin tutumu işleniyor. Prenses’in ölümünün ardından, İngiltere Kraliçesi (Helen Mirren) kendisini bir yandan seçimleri henüz kazanmış olan yenilikçi Başbakan Tony Blair (Michael Sheen) ile bir modernlik çalışmasının içerisinden bulurken diğer yandan da Diana’nın ölümünden sonraki tutumuna karar vermekte, gelenekleri arasında sıkışan bir haldedir. Ancak İngiliz halkı acı çekmektedir ve liderlerinin bu konuda ne yapacağını merakla beklemektedir.

Kapsamlı röportajlar, derin araştırmalar, sağduyulu kaynaklar ve gerçek bir hayal gücüne dayanarak oluşturulan senaryosu ile The Queen, gücün yaşayan örneklerine bir bakış açısı oluşturuyor. Ayrıca modern dünyanın son muhteşem hükümdarını daha önce hiç görmediğiniz bir şekilde gözler önüne seriyor, hemde Diana’nın ölümüyle çılgına dönen medya, dönen entrikalar ve insani duygular arasına sıkıştırılmış bir insan olarak.


Frida

Film, sanat tarihinin sıradışı insanlarından biri olan Frida Kahlo’nun hayatını anlatıyor. Frida’nın meşhur aşkı, bir kadın düşkünü olan Diego, Frida’ya ‘kendini farklı kadınlarla birlikte olmaktan alıkoyamayacağını, ama özünde sadece O’nu seveceğini’ söylemiş ve Frida tarafından anlayışla karşılanmıştır. Ancak zamanla ilişkileri problemli bir hal almaya başlar.


Kaldırım Serçesi (La Môme)

Berlin Film Festivali’nin açılış filmi olan “La Vie En Rose”, başrollerinde Fransız aktris Marion Cotillard, Sylvie Testud, Gérard Depardieu’nun oynadığı, büyüleyici bir Edith Piaf biyografisi.

Fransa – İngiltere – Çek Cumhuriyeti ortak yapımı olan film, 140 dakika boyunca ruhunuzu okşayacak Edith Piaf müzikleriyle dolu. Edith Piaf’ın 1959’da New York’da verdiği konser sahnesi ile başlayan film, Fransız şarkıcı Piaf’ın, 40’lı yaşlarına odaklanıyor. 1915 yılında dünyaya gelen Piaf, babasının çalıştığı sirk sayesinde küçüklüğünden itibaren pek çok yer dolaştı. O dönemlerde, en yakın arkadaşı Mômone (Sylvie Testud) ile sokaklarda şarkı söyleyerek para kazanıyordu. Bu sırada bir kabare işleten Leplée (Gérard Depardieu) tarafından keşfedildi ve kısa sürede, onu meşhur edecek çevre içine girdi. “A Very Long Engagement” (Kayıp Nişanlı), adlı filmden tanıdığımız Cotillard, Piaf’ın gençlik yıllarından, 47 yaşında ölümüne kadar olan süreyi büyük başarıyla canlandırıyor.

Genç yaşta yakalandığı hastalık ve bağımlılıkların, henüz 40 yaşındayken onu 70 yaşında bir kadın haline dönüştürdüğü, yürüme, konuşma ve şarkı söyleme yetisini kaybettiği süreci tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Filmde, Piaf’ın büyük aşk yaşadığı ve 1949 yılında bir uçak kazasında hayatını kaybeden boks şampiyonu Marcel Cedan’ın (Jean-Pierre Martins) da önemli bir yeri var.


Judy

Film, efsanevi şarkıcı ve aktrist Judy Garland’ın hayat hikayesini anlatmaktadır. Çok genç yaşta kamera önüne geçmiş, fakat çeşitli intihar teşebbüslerinin ardından 1969 yılında aşırı dozda ilaç kullanımıyla trajik bir şekilde sona ermişti.


Julie & Julia

İki gerçek hikayeden yola çıkan film, farklı zaman dilimlerinde yaşayan ve kendi zaman dilimlerinde benzer mücadeler vermiş olan iki kadının hikayesini merkez alıyor. Zaman ve mekan olarak ayrı olsalarda hayatları iç içe geçen bu iki kadın, bizlere tutku ve cesaretle herşeyin başarılabileceğini gösteriyor. Bu sıcacık öyküde Julie Powell, Julia Child’ın klasik yemek kitabındaki 524 tarifin tamamını pişirerek sakin yaşamını renklendirmeye karar veriyor.

Başrollerinde sinemanın yaşayan efsanelerinden Meryl Streep ve başarılı oyuncu Amy Adams’ın yer aldığı filmde komedi, dram, romantizm gibi farklı türler bir arada kullanılmış.


Edie (Factory Girl)

Düş gücüne dayalı görsel biçemine bol bol “Glam Rock”ın eşlik ettiği çok yıldızlı dram “Factory Girl”, 60’ların “o kız”ı, Amerika’dan yayılan ün sevdalısı kültürün hem görkemini hem de trajedisini bir arada sergileyen Edie Sedgwick’in (Sienna Miller) kuyrukluyıldız gibi yükselip düşüşünün öyküsünü gözler önüne seriyor.

Zengin bir ailenin güzel, yetenekli ve karizmatik kızı olarak dünyaya gelen ve hayatına renk katmak için 60’lı yılların ortasında New York’a taşınan Edie’nin, zamanın aykırı sanatçısı Andy Warhol (Guy Pierce) ile tanışmasıyla tüm hayatı değişir.

Warhol’ın bohem ve yaratıcı cenneti olarak bilinen ve önceden bir şapka imalathanesi olarak kullanılan ‘Fabrika’sına heyecanlı bir giriş yapan Edie, burada isimleri sonradan tüm dünyada birer marka olmuş müzisyenler, şairler, sanatçılar ve oyuncularla bir araya gelme fırsatını yakalar.

Gündüz ‘underground filmler’de rol alırken, gece tüm New York’lu sanatçıların katıldığı çılgın partilere katılır. O sıralar efsane müzisyen Billy Quinn – Bob Dylan – (Hayden Christensen) ile tanışır ve onunla tutku dolu bir aşk yaşamaya başlar.

Ancak hızla içine sürüklendiği uyuşturucu batağı hem hayatındaki en önemli arkadaşı Warhol’ın, hem de sevgilisi Quinn’in bir anda kendisini dışlamasına sebep olur. Girdiği bunalım ve ne kadar çabalasa da kurtulamadığı bağımlılıkları bu kırılgan küçük kızı ve bir zamanların güzel prensesini önlenemez bir sona götürecektir.


Monako Prensesi Grace (Grace of Monaco)

Hollywood’daki tüm şöhretini ve kariyerini bir kenara bırakarak Monaco Prensi Rainier ile evlenen Grace Kelly’nin Prenses Grace olarak sürdürdüğü yaşamının öyküsü. Filmin yönetmeni, Kaldırım Serçesi filmiyle biyografi filmlerindeki başarısını ispat etmiş olan Olivier Dahan. Prenses Grace rolünde ise Avustralyalı Oscarlı yıldız Nicole Kidman’ı izliyoruz.


Diana (Caught in Flight)

Tüm dünyanın tanıdığı ve sevdiği Galler Prensesi Diana’nın hayatının son iki yılına ışık tutan bir film “Diana”.   Akademi ödüllü güzel oyuncu Naomi Watts’ın canlandırdığı Prenses Diana rolü, içinde çok naif ve tutkulu bir kadını barındıran bir aşkın hikâyesi.

Naveen Andrews (The English Patent) Naomi Watts’a Dr. Hasnat Khan rolünü canlandırarak eşlik ediyor. Oliver Hirschbiegel’in yönetmen koltuğuna oturduğu Diana’da gerçek aşkın bir kadının her kim olursa olsun, hayatını nasıl değiştirebileceği tüm duygusallığıyla işleniyo


Jackie

Başkan John F. Kennedy’nin suikaste kurban gitmesinden sonraki dört günü eşi Jacqueline Kennedy’nin (Natalie Portman) yaşadıklarına odaklanarak anlatacak filmde, Jackie’nin metanetini koruma çabaları da özellikle ön plana çıkıyor. Filmin ilk prodüksiyon aşamalarında Kennedy’i Rachel Weisz’ın canlandırması düşünülüyordu.

Daha iyi bir yaşam stiline sahip olmak için D’She Style’da kalın.

***Kaynakça: www.sinemalar.com