Ana Menü

Elif Ezgi Uzmansel

Shares
Dikkatlice Oku

D’She Style söyleşi🔝

D’She Kadını Sevgili Elif Ezgi Uzmansel’e sorduk;

Bize kendinizden bahseder misiniz?

1982’de Ankara’da doğdum. Liseyi İstanbul Anadolu Lisesinde bitirdim. Üniversite’de İzmir’deydim.  2006’da Ege Üniversitesi Felsefe Bölümünden dereceyle mezun oldum. Daima entelektüel bir arayışım, yazarak anlatma gibi bir derdim ve aynı zamanda dışa dönük, evcimen, sportif ve sosyal bir tarafım vardı. Şu an yapmakta olduğum iş, sanıyorum tam anlamıyla kendimi ifade edebildiğim ve belki tam da bu yüzden çalıştığım insanlara da fayda sağlayabildiğim bir iş.

Motivasyon ve sağlıklı yaşam koçu olma yolculuğunuz nasıl başladı?

Üniversite’de okurken, diyetisyen olan annemin yanında, yazları çalışır, basın metinlerini, gazete makalelerini düzenlerdim. Çevirileri ve redaksiyonları gönüllü olarak yapardım. Aslında annem, henüz okurken onunla beraber büyümüş olmak beni sağlıklı yaşam konusuna daima aşina ve meraklı kıldı. Ancak işin teorik kısmından pratik kısmına, 2011 senesinde hamilelikte aldığım ve emzirirken verdiğim kiloları anlattığım blogumla başladım. Çok kısa süre zarfında milyonlarca insana ulaşabilmek çok heyecan vericiydi. Herkes “gebelikten sonra sağlıklı yaşama geçiş” konusunda mahalle baskılarıyla, yanlış bilgilerle ve psikolojik yüklerle boğuşuyordu. Birilerinin çıkıp bu konuda doğru kaynaklarla konuşması karşılık buldu. Motivatörlük hikayemin gönüllü kısmı böyle başlamıştı. Ancak daha profesyonel bir çalışma için eğitimlerime 2013 senesinde başladım. Sağlıklı yaşam koçluğu o kadar devingen bir alan ki, sürekli kendinizi güncellemeniz, eğitmeniz ve disiplinlerarası bilgilerinizi arttırmanız gerekiyor. Aslında bir yol gösterici ve eğitimcisiniz ama diyet, meditasyon, spor, psikoloji gibi alanlarda da yazılan bütün kaynakları taramak ve alabileceğiniz bütün eğitimlere açık olmanız şart. Yani anlayacağınız 2013 yılından beri ben bu sadece sağlıklı yaşam koçu değilim aynı zamanda bu yolun bitmeyen öğrencisiyim.

 

‘Bu iş kafada bitiyor’ adlı kitabınız mutlaka okunması gereken bir başucu kitabı olma özelliği taşıyor. Herkesin ortak noktasına dokunmayı nasıl başardınız?

Bilgi çağında yaşamanın en güzel yanı, derdinizle ilgili çok fazla bilimsel ve teknik bilgiye ulaşabiliyorsunuz ve bilgi kimsenin tekelinde değil. İş ki, temiz bilgi kaynağı bulabilesiniz. Hadi bunu da buldunuz… Ancak işin bir de insani kısmı var. Bir üniversite öğrencisi, bir iş insanı, bir ev kadını, bir baba da sağlığı ile ilgili aynı yerde tökezleyebilir. Belki de bocaladığımız bu ortak noktaları dürüstçe konuşabilmek, konuştuğumuz konulardaki insani parçayı birinci önceliğe koyabilmek ve bunun ardından kılavuzluğu amaçlamış olmak bu kitabı herkese hitap eden bir kitap haline getirdi. Bir de okura sormak lazım elbette.

Pek çok konuda kendimize sözler veriyoruz, ama sonra pes ediyoruz ve vazgeçiyoruz. Hedeflerimize ulaşmak için ihtiyacımız olan motivasyonu nasıl sağlayabiliriz?

Benim motivasyonun kaynağını keşfetmek, neye motivasyon dediğimizi anlayabilmekle ilgili bir yaklaşımım var. Bizi motive ettiğini düşündüğümüz şey, dışarıdan gelen, incitici ya da kışkırtıcı bir uyaran mı? Yoksa sebebini içimizde bulduğumuz, koşullar ne olursa olsun bizimle birlikte gelişecek, hayatımızda daima karşılığını bulacak bir değişim arzusu mu? Çünkü eğer birisi, siz kendinizden memnunken, sırf standartlara uymuyorsunuz diye sizi incittiyse, siz bir yolculuğa çıkarsınız. Kilo da verir, spor da yaparsınız… Ama günün sonunda, ilk başlarda sizi “motive” ettiğini düşündüğünüz fikir sizi yıpratmaya, sizde bir yük olmaya başlar. Dış koşullara bağlı bir hareket, o dış koşullar değişince ortadan kalkar, tükenir. Oysa siz, kendi sebeplerinizle, kendinizi ait hissettiğiniz görüntüyü aynada görmek için, daha sağlıklı, daha güçlü, daha neşeli hissetmek için sağlıklı yaşam yolculuğuna çıkıyorsanız bu istek sizinle birlikte büyür, şekillenir ve asla sönmez. Önerim odur ki, yola çıkış nedeninizi, kendinize verdiğiniz sözleri kendi dinamiklerinize bağlı kılın dış koşullara değil. Bocalasanız da, yorulsanız da, hatta zaman zaman ara verseniz de o sözden asla vazgeçmezsiniz. Çünkü insan kendisinden vazgeçmez.

Diyetler insana katı kuralları olan, bir anlamda mahrum bırakılmaya odaklayan zorundalığı çağrıştırıyor. Diyet yapmanın mutlu eden, keyif veren ve bedenimizle iyi geçinmemizi sağlayan taraflarını görebilmemiz için bize tavsiyeleriniz neler olabilir?

Biz diyeti hatta daha genel anlamda sağlıklı beslenmeyi süreli bir şey olarak görüyoruz. Üç aylık bir diyet paketi aldım, altı ay spora üye oldum… hep bir süre var. Bu periyodları daima “bir şeyden uzak durma” hali olarak konumluyoruz. Sonra “normale” döneriz diyoruz. Oysa biz kendi normalimiz nedir, bu kadar normalleştirdiğimiz şeyler bize neden zarar veriyor konusunu hiç konuşmuyoruz. Yani biz kendimize zarar veren şeyi normalleştirdiğimizi fark etmiyoruz. Bitse de gitsek duygusu ile diyet, spor, meditasyon, bakım yapıyoruz. Oysa bize o üç ay zarfında iyi gelen şey, üç aylık paket bitince de iyi gelmeye devam edecek. Bize geçmişte zarar veren şey, yine zarar vermeye devam edecek. Demek ki, bizim iyi alışkanlıkları bir süreye sıkıştırmaktan ve adına “normal” dediğimiz zararlılara bu kadar duygusal bir şekilde bağlanmaktan vazgeçememiz gerekiyor belki. Haz odaklı yeme içmeleri tamamen terk etmek değil söylediğim, onlardan “her zaman” rütbesini almak ve onlara “ara sıra” rütbesini vermek meselesi bu. Normalimizi bize iyi gelenlerden oluşturma meselesi. O zaman yemek bizi mutlu etti, yememek bizi “mahrumiyet duygusuna” sevk etti demeyiz. Hatta mutluluk ve yemek arasındaki yapay bağı da kabul etmeyiz. Bu konu çok ayrıntılı bir konu aslında…

Sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirmek ve bir yaşam biçimi olarak benimsemek için beynimizi nasıl eğitmeliyiz?

Duygularımızı açlığa tercüme etmemeyi öğretebiliriz kendimize ilk aşamada… Üzüldük mü ağlamıyoruz, yiyoruz. Kızdık mı bağırmıyoruz yiyoruz. Yorgunuz, dinlenmiyoruz yiyoruz. Uykumuz var uyumuyor yiyoruz. Yani kendimizle kuracağımız kocaman ilişkiyi sadece yeme içme kutusunun içine sıkıştırıyoruz. Önce bunu değiştirebiliriz. Her şeyi, açlığa tercüme etmekten vazgeçebiliriz.

Ve çok yemek çok beslenmek değildir. Yani tok olabilirsiniz ama bu iyi beslendiğinizin kanıtı değildir. Bu hakikat hoşunuza gitmeyecektir ilk etapta, ama zihnin hoşuna gideni değil ruh-beden bütünlüğüne iyi geleni seçmeye çalışın lütfen.

D’She Kadınları için dengeli beslenme, sağlıklı yaşam adına hayatlarını kolaylaştıracak kolay ama etkili çözüm önerileri verir misiniz?

–       İlkeli olun, eğer bir karar verdiyseniz onu bozmak için bahane üretme değil sürdürme konusunda bağlılık gösterin

–       Plan yapmaktan korkmayın, yiyip içecekleriniz konusunda uyandığınız andan itibaren bir fikriniz olursa dışına çıkmak daha da zorlaşır.

–       Hayatınız çok zor çok tahmin edilemez bir tempoda ilerleyebilir ama siz “ne yapmayacağınıza” odaklanırsanız zorluğu da zorlaştırırsınız. “Benim hayat ritmim bu, ben bu koşullar altında ne yapabilirim?” sorusu işinizi daha kolaylaştırır. Yani ne yapamayacağına değil, ne yapabileceğine odaklanan biri olmaya çalışın. Sayacağınız 10 tane “yapamayacaklarım” bilgisini, sadece 1 tane “ama şunu yapabilirim” bilgisi yener.

–       Ön hazırlık hayat kurtarır. Haftanın tek bir günü kendi yeme planınıza ayıracağınız bir saat fark yaratır.

–       Spor yapamıyorum diye kestirip atmayın, dışarı çıkamasanız bile evde yapabileceğiniz 30 dakikalık bir egzersiz videosu sağlığınız için olumlu bir adımdır.

Daha iyi bir yaşam stiline sahip olmak için D’She Style’da kalın.

 

Yukarı