Ana Menü

Hülya Kalyoncu

Shares
Dikkatlice Oku

D’She Style söyleşi🔝

D’She Kadını Sevgili Hülya Kalyoncu’ya sorduk;

Sanat tarihi yolculuğunuzu anlatır mısınız? Sanat tarihi ile nasıl buluştunuz?

Sanat Tarihine ilk tutkum lise yıllarımda Ayasofya’ya sanat tarihi dersi için ilk girişimle başladı. Adeta büyülenmiştim. Daha sonra ise, Paris’te Louvre Müzesi’nde gördüğüm Jacques– Louis David’e ait Napolyon’un Taç Giyme Merasimi’adlı tabloya duyduğum hayranlık bende sanat tarihi tutkusu yaratan iki etmendir. 

Aslında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Ancak uzun bir aradan sonra sanata olan tutkum nedeni ile sanat üzerine Kadir Has Üniversitesi’nde yüksek lisans ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi  Sanat Tarihi Bölümü ‘İslam Sanatları’ doktorasıyaptım.Tez konularım çini ve porselen üzerinedir. Bu konularla ilgili olarak bazı Uluslararası konferanslara konuşmacı olarak katıldım. Bilgi Üniversitesi’nde Dr. Öğr. Üyesi akademik kadrosunda sanat tarihi hocası olarak görev yapıyorum. Ayrıca Marmara Üniversitesi’nde de ders veriyorum. 

Sayfanızda verdiğiniz bilgiler öyle değerli ki, her resmin birbirinden farklı ve ilginç hikayeleri var. Elbette hepsi çok önemli. İçlerinden kalbinize dokunan, sizi en çok etkileyen eser hangisi oldu? 

Evet bir instagram sayfam var kültür-sanat paylaşımları yaptığım, @aspasya99 adlı. Sayfamda dediğiniz gibi ilgilendiğim her konu ve tablo benim için çok özel. Zaten o yüzden sayfama alıyorum her birini. 

Özellikle mitolojik öyküleri ve dolayısı ile tablolarını sizler de çok seviyorsunuz. Ancak benim için en özel olanlar Antik Yunan’ın Altın Çağ’ı dediğimiz M.Ö 5.yy’da geçen Aspasya ve Perikles’in yaşam öyküleri. Zaten sayfamın adı da kişiliğinden etkilendiğim ve kendime oldukça yakın hissettiğim Aspasya’dan geliyor. 

Ancak mitolojik öykülere bakacak olursak ‘Daphe ve Apollon’unhikayesi, ‘Selene ve Endymion ‘Orpheus ve Eurydice’ öyküleri en favori olanlarım. 

Sanat tarihi ile ilgili ilerleyen zamanda gerçekleştirmeyi planladığınız projelerinizden bahseder misiniz?
Şu aralar çalışmalarım yoğun olarak, yayına hazırlamaya çalıştığım kitaplarım ve doçentliğimi almaya çalıştığım için yazdığım makalelerim üzerinde yoğunlaşıyor ağırlıklı olarak. 
 
Yıllardır İstanbul’da oldukça büyük çaplı uluslararası bir porselen sempozyumu düzenlemek gibi bir dileğim var. Bu proje, içinde yurtdışından dahi bazı müzelerin müzayede evlerinin üniversitelerin olacağı büyük bir proje olacak inşallah. Kitaplarımdan sonra ki hedefim doçentliğimi almak ve bu projeyi gerçekleştirebilmek.
Kendi kültürel mirasımızı korumak ve ne kadar değerli bir geçmişe sahip olduğumuz konusunda farkındalık yaratmak için yapılan çalışmalar sizce yeterli mi?
Tabii ki yeterli değil. Dünyanın sayılı şehirlerinden biri olan İstanbul’umuzda dahi bir ulusal müzemizin olmaması yeterince düşündürücü değil mi sizce de?
D’She Kadınlarına hayatın sanat tarafıyla daha çok ilgilenmeleri ve ruhlarını sanatla beslemeleri için neler tavsiye edersiniz?
 
Tabii ki öncelikle sanata yoğun ilgi ve araştırmacı bir ruh gerekiyor bunun için. Sanat tarihi ya da güncel sanatla ilgili bulabildikleri şeyleri okumaları, sanat sohbetlerine katılmaları, mümkün olduğunca çok müze ve ören yerleri gezmeleri ve gördükleri yerler ya da sanat eserleri üzerine tekrar okumalar yapmalarının bu yönlerini çok daha geliştireceği kanaatindeyim. 
Gitmekten keyif aldığınız şehirler ve D’She Kadınları için mutlaka görülmeli dediğiniz mekanlar hangileri? 
 

O kadar çok yer var ki, nereden başlamalıyım bilemedimAvustralya kıtası dışında anakara olarak görmediğim fazla bir yer kalmadıGittiğim her yerde de kendime göre çok güzellikler bulabilen biriyim. Çünkü dünyanın her köşesi bu farkındalığı hak ediyor zaten. 

Ne yazık ki İstanbul’da yaşayıp henüz görmemiş insanlarımız olduğunu düşünürsek, İstanbul’da öncelikle Ayasofya, Topkapı Sarayı, özellikle Mimar Sinan yapısı ve 18.yy yapısı camilerimiz (Süleymaniye, Kadırga Sokullu Cami, Nuru Osmaniye, Yeni Cami vs.) mutlaka görülmeli.

Antik Yunan ve Roma’dan kalan antik kentlerimiz (ki, bunlar genelde Ege ve Akdeniz’de mevcut antik şehirlerimiz); Anadolu’da Selçuklu ve Beylikler dönemine ait yapılara sahip pek çok kentimiz (Konya, Urfa, Mardin, Diyarbakır), Pamukkale, Kapadokya,Göbeklitepe, Antep Zeugma Müzesi, Antakya, Van, Kars, Ani Harabeleri mutlaka görülmesi gerekli şehirlerimiz. 

Dünyada ise; Floransa, Roma, Londra, EdinburgPrag, Mısır Antik tapınakları tarihi açısından gezmeyi en sevdiğim şehirlerden bazıları. Floransa’nın Rönesans dönemine ait müthiş yapıları,Uffizi Müzesi, Gallery D’ellAcademia’sı,Londra’nın British Museum’u,National Galeri’si, V&A Müzesi, Paris’inLouvre Müzesi, Versailles Sarayı, MuseeD’Orsay’i, Dublin NationalMuseum’uBerlin’de Berlin Müzesi, Bergamon Müzeleri, Viyana Belvedere Sarayı, SchönbrunnSarayı Avrupa’da ki en sevdiğim ve defalarca gezdiğim mekânları. 

Ayrıca New York Metropolitan Müzesi, MomaSt. Petersburg HermitageMüzesi’de dünyadaki diğer favori müzelerim. Bunların dışında özellikle porselen konum olduğu içinDresden’de Avrupa’da ilk porselenin keşfedildiği Meissen ve Dresden porselen fabrikaları ve MüzeleriniParis Sevr Porselen Müzesini, Sisi’nin Viyana’daki porselen müzesini, Japonya Arita Müzesini de porselen sevenlere ayrıca tavsiye ederim. 

Bunların hepsini gezdim, ancak daha 10 kez gitsem yine gezeceğim. Çünkü gez gez bitmiyorlar. Ayrıca, İran’ın TebrizSemerkand, İsfahan kentleri, Türklerin köklerinin geldiği Türkistan, Kutsal Topraklar, Güney Amerika Aztek-Maya uygarlığı izleri de henüz benim de göremediğim ancak en kısa zamanda görmek istediğim yerler. 

İstanbul’un en çok hangi semtleri size keyif veriyor?

Aslında ne yazık ki dünyanın en güzel şehirlerinin başında gelen İstanbul’umuzu yükselen dev gökdelenler, yeşile karşı yapılan acımasız kıyımlar ile bir anlamda katlediyoruz. Ancak bu güzelim şehrimiz bize rağmen dayanmaya devam ediyor ve benim de çok sevdiğim semtleri hala mevcut. Bunların başında tabii ki öncelikle Tarihi yarımada geliyor. Benim için çok çok kıymetli. Müthiş bir yer. 

Bunun dışında Haliç-Balat kıyıları, Pera, Emirgan sahil şeridi, Kuzguncuk en çok sevdiğim ve sık sık giderek hem tarihi yapılarını gezdiğim, hem de doğal ortamlarında bulunmaktan keyif aldığım en nadide semtlerinin başında geliyorlar kanımca

Huzur bulmak, hayatın güzelliklerini çoğaltmak için kendinize ayırdığınız zamanları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yazın uzun yürüyüşler, kışın ise kayak yapmayı, farklı ülkelere ve şehirlerimize seyahatlere gitmeyi, dünya müzelerini, kültürel mekânlarını gezmeyi çok seviyorum. 

Klasik müzik dinlemek,kitap okumak (ki çok kıymetli yüzlerce kitaba sahibim), derslerimle ilgili çalışmalar yapmak, doğa içinde kendimle kalabilmek ve gerçek dostlarımla olabilmek de ruhuma en iyi gelen, beni besleyen şeyler. 

Ayrıca keyif olarak gittiğim yerlerden antika porselen fincanlartopluyorum. Şu an da yapmıyor olsam da bir dönem at bindim ve tenis oynadım. Her an tekrar başlamak gibi bir isteğim var. Bunlar da hayatıma renk katan güzellikler.

Kendinizi tarif etmek için hangi kelimeleri seçersiniz?

rüstlük, çalışkanlık, disiplin, sevgi, saygı, özveri, rasyonalite, hedeflere odaklanma, kültürel gelişim, hümanizm, empati, tevazu, araştırmacılık, bitmeyen öğrenme merakı (sadece ilim-bilime yönelik), özü-sözü birlik, milliyetçilik, bitmeyen hep büyüyen Atatürk sevgisi.

Daha iyi bir yaşam stiline sahip olmak için D’She Style’da kalın.

Yukarı