Ana Menü

Dr. Bahar Eriş

Shares
Dikkatlice Oku

D’She Style söyleşi🔝

D’She Kadını Sevgili Dr. Bahar Eriş’e sorduk;

Çocuğun kimliğine zarar veren ebeveyn davranışlarından bazısı; çocuğu suçlamak, yargılamak ve başkalarıyla kıyaslamak. Bu tür davranışlar yüzünden çocuklar birer yetişkin olduklarında sağlıklı ilişki kuramıyor. Bu konuda neler söylersiniz?

Aslına bakarsanız, bizler Türk kültüründe yaygın otoriter ebeveynlik modelinin baskın olduğu bir aile yapısının içinde yetişmiş bireyleriz. Hatalara asla toleransı olmayan, ‘Ben ne dersem o olur’ diyen ve çocuğun kendi başına bir birey olduğu gerçeğini görmeyen, çocuğa saygı duymayan, onun kendine özgü tercihleri veya ilgi alanları olabileceğine tamamen gözleri kapalı olabilen, cezalandırma yöntemini seçen, çok fazla takdir etmeyen, hatta bazen fiziksel şiddete başvuran bir ebeveynlik modeline maruz kalmış bireyler olarak, daha iyi olanı bilmediğimiz için kendi çocuğumuza da aynı ebeveynlik modelini sürdürme eğiliminde olabiliyoruz. Çocuğu başkalarıyla kıyaslama, suçlama, yargılama ve kendi isteklerini ona empoze etme gibi bir çocuğa zarar veren davranışlarda bulunabiliyoruz.

Böyle bir ebeveynlik modelinin çocuğa fayda üretmesini bekleyemeyiz. Zira baskın bir aile yapısının içinde büyüyen çocuklar zarar görür. Söz konusu zarar ise, çocuktan çocuğa değişebilir ve farklı düzeylerde kendini gösterebilir. Kimi çocuk mizacen bunları kaldırabilecek kadar kalın derili iken, kimisi çok hassas olup, depresyona kadar sürüklenebilir, travmalar yaşayabilir. O travmaları atlatmak için birçok aşamalardan, terapilerden geçmesi gerekir. Ama en nihayetinde bu sistem hiç kimse üzerinde olumlu bir etki bırakmaz.

Aileler her çocuğun kendi hızında ilerlediğinin bilincinde olmalı. Genellikle anne babalar, eğer bir başka çocuğun notları kendi çocuğundan daha yüksek ise, ‘Sen niye ondan daha düşük not aldın?’ gibi bir yaklaşımda bulunurlar. Bu tür yaklaşımlar ise çocuğun özdeğer ve benlik algısını zedeler, en derinlerinde sevilmediği algısını yaratır. ‘Ben, ben olduğum için kusurluyum’ bilincinin var olmasını sağlar.

Bu durum, çocukla anne babanın arasındaki güven duygusunu da etkiler. En güvendiği bireyler olan anne ve babası tarafından eleştirilmek, çocuğun kendini yalnız ve değersiz hissetmesine neden olur. ‘Ben eksiğim’ duygusuyla büyüyen çocuklar zamanla özsaygılarını yitirir. Birer yetişkin olduklarında ise, benzer bir ebeveynlik modelini sürdürme olasılıkları da yükselmiş olur.

Dolayısıyla, çocuk anne ve babası tarafından koşulsuz olarak sevilmesi gereken bir varlık ve çocuğu başkalarıyla kıyaslamak kesinlikle doğru olmayan bir davranış biçimi. Ebeveynler çocuklarına verdikleri sevgiyi onların başarılarına endeksliyorlar ve çocuklar da bu kıyas mekanizmasının içinde anne ve babalarından onay alıyorlar. Dolayısıyla çocuklarda ‘Benim sevilmem için daima iyi bir performans sergilemem gerekiyor, her zaman başkalarından daha iyi olmam lazım’ duygusu yerleşiyor. Bu tür kıyaslama bilinci ile yetişen bireyler ise sağlıksız toplumları oluşturuyor.

Ebeveynlerin çocuğu başkalarıyla kıyaslamaktan kaçınmaları ve onu daima olduğu gibi sevdiklerini, ne olursa olsun kabul ettiklerini onahissettirmeleri sağlıklı bir çocuk yetiştirmenin temelini oluşturuyor.

Özellikle ergenlik döneminde ortaya çıkan aile ile çatışan çocuklar için nasıl bir tutum geliştirmek gerekir?

Anne babaların öncelikli olarak yapması gereken şey, çocukların gelişim aşamaları hakkında bilinçli olmalarıdır. Ergenlik dönemi, hem cinsiyet hormonlarının şahlandığı hem de beynin yapılanmasının çok hızlı dönüşümden geçtiği bir süreçtir.

Ergenlik dönemindeki çocuk her iki anlamda da saldırı altında kalıyordur. Kendisinde bir takım değişiklikler meydana geliyordur ve bunları kontrol edemediği için sıkıntı yaşıyordur. Bir de etraftan gelen tepkiler ve anlaşılamama duygusu ile yalnızlaşıyordur.

Anne ve babaların bu süreçte şunu anlaması gerekir; ergen beyni henüz inşaat halinde olan bir yapıdır, tamamlanmamıştır. Yapımı süren bir inşaattan çok fazla beklenti içerisine girmemek gerekir. Anne ve babasından bağımsızlığını ilan etmeye çalışan bir ergenin davranışları zaten sağlıklı olandır.

Ergenlik dönemini yaşayan bir çocuk eğer ailesinden bağımsız hareket edemiyorsa, ayrışmayı sağlayamıyorsa, o zaman zaten birey olarak gelişiminde bir problem var demektir. O yüzden ergenlik dönemini yaşayan bir çocuğun tavır takınması aslında sağlıklı geliştiğinin bir göstergesidir. Bunu saygısızlık olarak almamak gerekir.

Kimi durumlarda da anne çocuktan kopamıyor olabilir. Çocuk annesinden ayrışmaya çalışırken, annenin çocuğunun dizinin dibinden ayrılmaması ve hatta uzun vadede kendisine bakması gibi çok başka planları olabilir. Bu da sağlıklı bir düşünce biçimi değildir ve elbette çocuğun gelişim sürecini olumsuz etkiler.

Anne ve babaların ergenlik sürecinin bilincinde olmaları gerekir. Bir taraftan da ergenlik dönemi aslında çok güzel bir dönemdir. Çünkü bu dönemde çocukların beyninde çok hızlı bağlantılar gerçekleşir. Ergenlik sürecinde elde edilen kazanımlar hayat boyu devam eder. Ergen bir çocuğun verimli, üretken ve faydalı bir takım faaliyetlere yönlendirilmesi hayat boyu yapılmış bir yatırım olacaktır.

Örneğin ergenlik sürecinde çocuk sporla uğraşıyorsa, müzikle ilgileniyorsa ya da kitap okuyorsa, bunlar beyninde kalıcı hale gelecektir. Öte yandan sürekli bilgisayar karşısında oyun oynuyorsa ve tv, tablet, playstation ile uzun vakitler harcıyorsa, onlar da beyin hücrelerinin boşa harcanması anlamına gelir.

Dolayısıyla anne ve babaların ergenlik dönemini iyi değerlendirmeleri gerekir. Çocuklarını yaratıcılıklarını besleyen uğraşlara, örneğin; spora, sanata ya da müziğe yönlendirmeleri onların olumlu yönde etkilenmelerini sağlar. Çünkü; bir çocuğu üretken olabileceği faaliyetlere yönlendirmek, tehlike yaratan kişilere ve ortamlara kolayca savrulabilecek bir beyin yapısına sahip olan ergenin yanlış yollara girmesini engeller.

Örneğin anne ve babasından yakınlık göremeyen bir ergen beklediği ilgiyi kendisine gösterebilecek tehlikeli kişilere yönelebilir. Ailelerin özellikle bu dönemde çocukları için güvenli limanı olabilmesi oldukça önemlidir. Çünkü bir başkası onun bu dönemdeki ayrışma ve kendini kanıtlama arzusundan faydalanmaya çalışabilir. ‘Gel bizim davamıza katıl, sen de ne cesur adammışsın’ gibi yaklaşımlar zaten kahraman olmak isteyen bir ergene cazip gelebilir.

Evin içerisindeki kuralların ise aile fertleri tarafından belirlenmesi ve o kurallara hep birlikte uyulması gerekmektedir. Ergen denilen kişinin aslında hala net sınırlara ve kurallara ihtiyacı olan bir çocuk olduğu unutulmamalıdır. Sınırların ve kuralların onun iyiliği için var olduğu anlatılmalı, anne baba ve çocuk arasında iyi bir iletişim kurulmalıdır. İşte bu yüzden erken çocukluk döneminde kurulan sağlıklı iletişim oldukça önemlidir. Çünkü ergenlik dönemine gelindiğinde anne ve babanın çocuk ile iletişim kurması güçleşebilir.

‘Savaşını seçmek’ diye bir tabir vardır. Ebeveynler tarafından çocuğa neredeyse her konuda itiraz edilirse, hayati önem taşıyan bir durum söz konusu olduğunda çocukla iletişim kurma şansı ortadan kalkabilir. Örneğin; çocuk küpe takmak, yırtık kot giymek ya da saçının bir tutamını farklı renge boyatmak isteyebilir. Ebeveyn olarak onun tüm isteklerine hayır derseniz, çocuğunuz gece saat birde eve gelmek istediğinde siz daha önce bütün mermilerinizi harcadığınız için asıl hayır demeniz gereken durumda iletişim kurma şansınızı yitirmiş olursunuz. İşte bu yüzden neye hayır diyeceğinizle ilgili oranları iyi ayarlamanız gerekir. Kimseye zararı olmayan davranışlarına itiraz etmek yerine, ‘Senin tercihin’ demek ve çok daha hayati önem taşıyan tehlikeli durumlarda onunla oturup konuşmak daha doğru olacaktır.

Bir taraftan çocuğa öfkeli davranışlar sergilerken diğer taraftan onu hediyelere boğmanın, ceza vermek ile ödüllendirmenin arasında gidip gelen ebeveynlerin asıl sorunu ne olabilir?

Bence asıl sorun, bu zamanda ebeveynlerin, özellikle annelerin her zamankinden daha büyük bir yük altına girmeleri. Çünkü kadınlar iş hayatına dahil olduklarında evdeki sorumlulukları azalmıyor. Hala evde onun ilgisini bekleyen bir çocuk var! Dolayısıyla anneler pek çok sorumluluğu üstlendikleri için çok yorgun oluyorlar. İş yükü, kaygı, şehir hayatı gibi etkenlerin yarattığı yük insanların üzerinde büyük bir stres oluşturuyor.

Kendine yeterince zaman ayıramayan ebeveynlerin öfkesini kolayca dışa yansıtmaları ve çocuklarına yeterince vakit ayıramamanın verdiği suçluluk duygusu ile ‘Bari istediği şeyi alayım da, onu mutlu edeyim’ düşüncesi oluşuyor.

Yapılan araştırmalarda ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte geçirdikleri kaliteli zamanın öneminden bahsediliyor. Bu zaman dilimi bir dakika da olabilir, ancak o bir dakika içinde siz eğer stresinizi çocuğunuza yansıtacaksanız, birlikte vakit geçirmemeniz çok daha iyi olur. Çünkü çocuğun istediği şey sizinle iyi bir iletişim kurabilmek.

Ellen Galinsky tarafından yapılan bir araştırmada çocuklara ebeveynleri ile ilgili en çok neyi değiştirmek istedikleri sorulmuş. Bin çocukla yapılan bu araştırmada, çocuklar ebeveynlerinin sürekli yorgun ve stresli olmalarını değiştirmek istediklerini belirtmişler. Sadece on beş dakikalığına cep telefonunuzu bir kenara bırakın ve çocuğunuzla göz göze olun.

Mükemmeliyetçi ebeveynlerin davranış biçimlerini nasıl tarif edersiniz? Onlara tavsiyeleriniz neler olabilir?

Mükemmel ebeveynlik diye bir kavram yok. Sosyal medyanın yarattığı en büyük problemlerden biri FOMO, yani bir şeyleri kaçırma korkusu. Dijital dünyada görülen mükemmel kadınlar, erkekler, uzmanlar, anneler, babalar, son derece şık ve kusursuz bir hayat yaşıyormuş gibi görünen insanlar, aslında bir gösterinin parçası. Oysa sosyal medyada sergilenen kusursuzluk diye bir şey gerçek hayatta yok!

Anneler ve babalar o görüntülere baktıklarında gördükleri insanları kendileriyle kıyaslamaya başlıyorlar ve ‘Ben böyle olamadım, ben kusurlu ve eksik biriyim’ fikrine kapılıyorlar. Bunların gerçek olmadığı bilinmeli. Yeterince iyi anne baba olabilmek aslında ulaşılması gereken ve gerçek olan asıl kavram.

Bir piyano performansını düşünelim, piyanist küçük bir hata yaptığında ve çalmaya devam ettiğinde, siz o canlı ana şahit olmakla banttan yapılan kusursuz bir kaydı dinlemek arasındaki farkı hissedebilirsiniz. Çünkü hayat her zaman dinamiktir, içindeki kusurlar ve hatalar ile güzeldir.

Anne-babanın çocuk ile pozitif iletişim kurduğu ve çocuğun özgüvenli, mutlu yetiştiği bir aile ortamının sağlanması için D’She Kadınlarına neler tavsiye edersiniz?

Bence her şey anne baba olma kararı vermeden önce başlamalı. Bu konuda benim kitabımın girişinde Thich Nhat Hanh’ın bir sözü yer alıyor; ‘Anne baba olmadan çiftler en az bir yıl önce içe bakış dönemi yaşamalılar.’ Sevgi dolu bir ebeveyn olma yolculuğunda hangi noktada durduklarını, birbirleriyle olan iletişimlerini gözden geçirmeliler.

Ebeveynlerin bir çocuğu dünyaya getirmeden önce onun sorumluluğunu almak ve onu topluma kazandırmak gibi konuların üzerinde düşünmesi gerekiyor.

İçinde bulunduğumuz çağ, araştırmak ve öğrenmek adına bizlere çok fazla fırsat tanıyor. Kitapların yanı sıra, internet üzerinden bilgi alınabilecek birçok kaynak bulunmakta. Fakat diğer taraftan bilgi kirliliği de söz konusu. Dolayısıyla bilgi edinirken doğru seçimlerin yapılması gerekiyor.

Bireyler anne ve baba olmadan önce, aile içerisinde hangi değerlerin ön planda olduğuna karar vermeli. Bu aşamada ‘Biz nasıl bir aile olmak istiyoruz?’, Birbirimizle iletişim kurarken nasıl bir dil kullanmalıyız?’ gibi soruları kendilerine sormalılar.

Elbette bir çocuk dünyaya geldiğinde koşullar değişebilir. Bu, aslında çocukla birlikte anne ve babanın da büyüme süreci. Çünkü, bir çocuk kendi varoluşu ile dünyaya geliyor ve her yaşın ihtiyaçları diğerinden farklı oluyor.

Anne ve baba değişime ve gelişime açık olmalı. Her bebek doğduğunda hem bir anne, hem de bir baba doğmuş oluyor ve bebekle birlikte büyüyor.

Momtalks’dan bahseder misiniz? Momtalks ile kendini geliştiren, çocuğu ile ilişkilerini iyileştiren anneler ile ilgili neler söylersiniz?

Momtalks anne babalarla uzmanları bir araya getiren bir etkinlik. Böyle bir etkinliğin aklımıza gelmesinin nedeni internette ve sosyal medyada var olan bilgi kirliliği ve herkesin birer uzman kılığına girmiş olmasıydı. Dolayısıyla aileleri bilgiyle buluşturmak ve farkındalık yaratmak adına bundan üç yıl önce böyle bir organizasyonu gerçekleştirdik.

İlki 2016 yılında Bahçeşehir Üniversitesi’nde gerçekleşen ve çok değerli isimlerin yer aldığı etkinlik, katılımcılar tarafından büyük bir ilgi ile karşılandı. Daha sonra ikincisi yapıldı ve bu yıl üçüncüsü düzenlenecek.

4 Mayıs Cumartesi günü Grand Pera’da gerçekleşecek olan Momtalks, bütün gün sürecek ve dört ayrı panelden oluşacak. Etkinlikte ‘İlham veren anneler, şefkatli ve şiddetsiz iletişim, 21. YY’da çocuk yetiştirmek ve hayal kuran anneler’ konulu paneller yer alacak.

Momtalks etkinliğine katılanlar genellikle çok mutlu ayrılıyorlar. Bu yıl gerçekleşecek olan etkinliği ise Zeynep İşman ve Mümin Sekman ile birlikte organize ediyoruz.

Daha iyi bir yaşam stiline sahip olmak için D’She Style’da kalın.

Yukarı